Tasavvuf Atölyesi | 28 Şubat 2014

YA MUGİTU – YA CELİLU

Mugît, gıda veren, bakıp koruyan demektir. Rezzak esmasından hususiyet yönünde farklanır. Zira Rezzak esması “kanunlar” sınıfına girer, yani herkese mahsustur. Oysa Mugît esması “namuslar” sınıfına girer ki bu sınıf bilene mahsustur, şahsı ilgilendirir.
Mugît kuvvet verir. Bu özel bir rızık olup bünyeyi güçlendirir. Ancak yukarıda
belirtildiği gibi bu rızık Rezzak esmasının tecellisi ile ortaya çıkan rızık değildir.
Celîl, azametiyle baş döndüren demektir. İnsanların imrendiği bir makama ulaşmak için bu isme ihtiyaç duyulur. Yine insanların sana büyük saygı göstereceği bir tevazuya sahip olmak amacıyla bu isme ihtiyaç duyulur. Bu iki cümleden kasıt dünyevî makamlar ve bildiğimiz manada saygı görerek yaşama isteği değildir. Kısaca Celîl esması düzden anlaşılmaz, insanı ters düz ederek öğretir.
Kulun nefsi Allah ile başbaşa kaldığında yani yokluk anında Celil esmasının kapısı
aralanmıştır.
İnsanlar tarafından övülme ihtiyacı içerisindeysek Celil esmasına ihtiyacımı vardır.
Zira övülme beklentisi içinde olmak, sürekli motive edilme talebinde bulunmak
manevî birer hastalıktır. İnsanlar tarafından motive edilmeyi beklemekten esas motive edici olan Allah’ı unutmuşuz!
Her zamanda, her zeminde, her ölçüde Mugît olan Allah, bizi övsün, bize değer
versin inşallah.

No Comments

Leave a Reply